Sayfalar

It Don’t Matter If You’re Black Or White


Tamamen kişisel bir yazı olduğunu, özellikle hayata veda etmesinin ardından Michael Jackson’ı hala magazin malzemesi yapanlara ve sadece bu açıdan anmanın ötesine geçemeyenlere karşı sitemkâr duygularla kaleme alınmış bir yazı olduğunu belirtmek isterim.

Michael Jackson, pop krallığının, moda ikonluğunun çok ötesinde bir isimdi. Evet, dansın efendisiydi, müziği bir döneme damgasını vurdu. Nezaketi ve zarafeti ile gönüllerimizde taht kurdu. Çocukları çok sevdi, acı çeken çocuklar için gözyaşı döktü. “Heal The World” dedi, sosyal sorumluluklarını her zaman bildi. Çirkinliklere her zaman karşı çıktı. Çok defa hırpalandı; iftiralar yüzünden çok defa özür dilemek zorunda bırakıldı. Kötü sözlere, ithamlara maruz bırakıldı. Sevenleri de sevmeyenleri de genelde bunları konuştu. Pekâlâ ya Michael Jackson’ın sanat külliyatının altındaki gizli cevherleri, alt metinleri neden yorumlanmadı, okunmadı. Oysaki Michael Jackson’ın her eseri muazzam okumalar barındırıyordu. Sunduğu görsel şölenlerin arkasındakiler genelde gözden kaçtı veya yanlış anlaşıldı.

Gerek sinema, gerekse müzik sanatının, dansın ve görsel sanatların neredeyse tümünün önüne geçebilecek, modern dünyanın en önemli ve utanç verici dönemlerini lanetleyen Black Or White’ı ne kadar inceledik, ne kadar duyarlı olduk. Üzerine derin incelemeler yapılması gereken, her sahnesi başka bir tarihsel döneme açılan bu eseri anlamak, Michael Jackson duyarlılığında öncelikle çocuklar olmak üzere insan âlemine izlettirip anlatmak atlanmaması gereken bir husustur. Michael Jackson’ın anısı sadece dansları, figürleri, şovları ve hakkında çıkan asparagas haberleri ile değil, eserlerinin okunması, anlaşılması ve hissedilmesi ile yaşatılmalıdır.

Black Or White’ı da her Michael Jackson eseri gibi video klip yerine yine kısa metrajlı bir film olarak sıfatlandırmak en doğrusu olacaktır. Önemli yönetmenlerle çalışan Michael Jackson daha önce Thriller’da da beraber çalıştığı John Landis’e bu eserde tekrar kamerayı emanet eder. Animal House, The Blues Brothers, An American Werewolf in London gibi filmleriyle tanınan yönetmen Landis’in Jackson ile uyumundan video klip dünyasını sarsan ikinci önemli eser ortaya çıkar.

Michael Jackson’ın müthiş kişiselliği ile harmanlanıp müthiş derecede evrenselleşen çalışma siyah ya da beyaz olmanın önemsizliğine ısrarla dikkat çekerken, diğer yandan yerel dans figürlerini kendi stiliyle harmanlayan Michael’a gözlerimizin önünde adeta dünya ve tarih turu yaptırır.

Köklerini hiç bir zaman reddetmeyen Michael, turuna Afrika yerlileriyle başlar. Danslarını kovboylar tarafından etrafı sarılmış kızıl derililerle devam ettirirken, oradan Uzak Doğu’ya, Hindular’a ve Kazaklara kadar ulaşır. Israrla renklerin, ırkların önemsizliğine vurgu yapar. Neşeli renkler, ritim ve danslar eşliğinde devam eden video klip, ırklar arası geçişlerin olduğu meşhur “morphing” kısmına geçer. Bir dakika bile sürmeyen ancak hazırlanması haftalar süren bölümde değişik renkte ve ırkta simalar gözlerimizin önünden akıp gider. Döneminde büyük yankı uyandırmış, hayret ve hayranlık içerisinde izlediğimiz bölümle neşeli sekanslar sona erer. Bu ana kadar ki süreç gerek Michael Jackson’ın, gerekse çalışmanın neşesiyle barışa ve birlikteliğe davettir. Tüm insanlık âlemini bir araya getirip her zaman böyle mutlu ve kötülükten uzak kalmaya bir çağrıdır. Bitti sandığımız anda ise görüş alanımıza bir kara panter girer ve bir anda Michael’a dönüşür. Evet, neşe, mutluluk, barış ve sevgi her anımızın başköşesinde olmalı ancak bir de yaşanmışlıklar ve lanetlenmesi gerekenler vardır. Michael Jackson’ın dikkat çekmeye çalıştığı, bu hatırlanması gereken insanlık ayıplarını unutursak sevgi ve barışı asla yakalayamayız.

Michael’ın sessizliği bozan ve tek başına dans ettiği 4.5 dakikalık final şölenini anlamak, doğru okumak insan olmanın gereklerindendir aslında. Maalesef şiddet, cinsellik ve ırkçılık gibi öğelere gönderme yaptığı gerekçesiyle yasaklanan bölüm saklı kalmıştır, yasaklanmıştır ama aslında dünyanın tüm cevherlerinden daha değerli bir bölümdür. Evet, göndermedir ama onaylayan değil lanetleyen bir göndermedir.

Detaylara geçmeden önce nedir bu kara panter meselesi diyoruz ve küçük çaplı bir araştırmaya başlıyoruz…

Günümüze çok da uzak olmayan bir zamanda rengi daha koyu olan insanlar zorla yurtlarından çalınıp yenidünyaya getirilirler. Köle niyetine kullanılan, horlanan hatta insan olarak bile görülmeyen siyah tenli insanlar yüz yıllarca süren yaptırım ve eziyete karşı 1800’lü yıllarda pek organize olamasalar bile artık küçük çaplı tepkiler göstermeye başlarlar. Bu dağınık hareketlilik 1900’lerin ortalarına kadar sürer. 1955 itibari ile Amerika’daki siyahlar bu dağınıklıktan kurtulmaya, organize olmaya başlarlar.

Siyah bir kadına otobüste beyazlar tarafından yapılan sözlü saldırı sonrasında siyahlar otobüsleri boykotlar. Siyahlar ilk defa örgütlü olarak hareket etmeye başlamışlardır. Martin Luther King siyah hareketin önderidir artık. 1960'lara gelirken Luther King’in daha uzlaşmacı yaklaşımına karşı Malcolm-X'in daha radikal söylemleri siyahlar tarafından daha fazla benimsenecektir. Malcolm-X, Amerika'da bağımsız Siyah Cumhuriyeti kurulması için uğraş vermeye başlar. Yüzlerce yıllık öfke ve ezilmişlik siyah hareketin iyiden iyiye kendini göstermesine sebep olur. Siyahlara uygulanan şiddet, toplum içindeki gerginliği ateşe verir. Olaylar tüm hızıyla devam ederken ve siyahlar her gün daha sistemli bir şekilde örgütlenirken 1970’lere yaklaştığımızda Kara Panterler Partisi kurulur. Siyahlar artık tamamen örgütlenmiş gibidirler. Seslerini duyurabilecekleri bir oluşumları vardır. Sonrasında her ne kadar tam olarak hayata geçirilmese de ve nerdeyse sadece kâğıt üzerinde kalsa da siyahlara yazılı olarak insan olma hakları beyazlar tarafından tanınır. Kara panterler varlıklarını onaylatmışlardır artık.

Michael Jackson, Black Or White ile barışa ve sevgiye çağrı yaparken elbette ki şiddete, cinselliğe ve ırkçılığa onaylayan göndermeler yapmıyordu. Böyle bir çelişkinin bir arada olması mümkün olabilir miydi? Kara Panterler, Michael Jackson ile yeniden vücut buluyor ve tam tersine ırk ayrımcılığını, cinsiyet ayrımcılığını, her türlü ayrımcılığı ve şiddeti lanetliyordu. Şiddetçilerin şiddetini yok etme çabasından başka bir şey değildi. Siyah ya da beyaz, sarı ya da kızıl tüm insanların insan olduğunu, eşit olduğunu vurguluyordu...

Final sekanslarında Michael Jackson aslında bir kara panter olduğunun altını çizer gibiydi. Sinemasal olarak da müthiş olan bölüm aynı zamanda müthiş figürlerle birleşiyor, ses efektleri ve ritim sessizliği delip geçiyordu. Michael önce üzerinde Gamalı Haç olan camı patlatıyor, insanlık tarihinin en büyük ayıplarından birini en utanç verici olanını lanetliyordu. Hemen sonrasında “Nigger Go Home” yazılı camı parçalıyordu. Evlerinden çalınan ve zor ile getirildikleri topraklardan kovulan siyahlara karşı yapılmış bu çirkin tutumu lanetliyordu. Hiçbir söz, hiçbir kelime bu kadar etkili olamazdı. İsyanı büyüyen Michael, “KKK Rules” yazan kapıya, neredeyse ırkçılığın sembolüne dönüşmüş Ku Klux Klan örgütüne yöneliyordu. Önce barışa ve sevgiye çağrı yapan Michael Jackson hemen ardından insanoğlunun ayıplarını bu dünyadan silmeye herkesi davet ediyordu. Maalesef bu güzel anlatım döneminde yanlış anlaşıldı, yanlış yorumlandı ve yasaklandı. Bölümü video klipten kaldıran Michael Jackson eseri için herkesten özür diledi ve her zamanki gibi üzüntüsünü sineye çekti.

Black Or White son derece özenli hazırlanmış son derece önemli bir çalışma. Bugüne kadar yapılmış, yazılmış tüm çalışmalardan daha önemli çünkü dakikalarla sınırlı olmasına karşın içinde yüzyılları barındırıyor. Herkese, özellikle çocuklara izlettirilmeli. İyi ve kötünün altını çizerek, çirkinliklerin kötücüllüğünü göstererek, barışın ve sevginin her şeyin üstünde tutulması gerektiğini anlatarak izlettirilmeli. Michael Jackson’ı sevmenin ancak barış ve sevgiyle olabileceğini, tüm arzusunun çocukların ağlamadığı, her yerin barış ve sevgiyle sarıldığı bir dünya olduğunu anlatarak izlettirilmeli…


Kaynak; http://www.sinemaximum.com/sineyazi/459/it-don%E2%80%99t-matter-if-you%E2%80%99re-black-or-white-H.html

Yazar; Nesrin Yavaş DEMİRAY

Michael Jackson'un Eski Menajerinden Açıklamalar

1984-1989 arası MJ'nin menajerliğini yürüten Dileo,"This is it" konserleri için yeniden Michael'a yardımcı olarak menajerliğine geri dönmüştü.

Michael ile nasıl yeniden biraraya geldiniz?"

-Birkaç yıl önce Michael beni aradı,Bahreyn'den yeni dönmüştü.Havadan sudan konuşuyorduk,sonra tekrar aradı ve film projeleri üzerine konuşmaya başladık.Elimizde işleyip,üreteceğimiz birkaç senaryo vardı.Sonra bu konserlerle ilgilenmeye başladı.Mart'ta beni tekrar aradı. "Frank,tecrübeli birine ihtiyacım var,bana tekrar menajerlik yapıp,işlerimi yürütebilir misin?" diye sordu.Ve cevabım "Tabi ki" oldu. İçeri girdiğimde,herşey imzalanmıştı.Dr. Thome-Thome (hakkında konuşmak istemediğim birisi) programı ve tarihleri yanlış hesaplıyordu.Oysa tarihler benim önemsediğim bir konuydu.Çünkü biliyordum ki Michael iki haftadan daha az bir sürede arka arkaya 2 konser çıkaramazdı.
-------"Hazırlık aşamasında birçok tecrübeleriniz olmuş"

Evet,Michael iyi durumdaydı,Lou Ferrigno ile çalışıyordu.İşi bittikten sonra her gün 3 saat dans ediyordu.Hazırlanmıştı.Tüm şarkılarının koreografilerini izliyordu,yönetiyordu.Son haftalarda dışarı bile çıkmıyordu.Ölmeden önceki gece,10-11 şarkıyı bitirdikten sonra merdivenlerden aşağı indi,kucaklaştık.Bizi giysi odasına götürdü.Bana "Frank,hazırım,50 şovu da çıkaracağım,yapamayacağımı düşünme bile!" beraber 50 konserden sonra stadyumlarda da konser verme olasılığını konuştuk.. "Frank,Daha mutlu olamazdım,geriye dönüp baktığında herşey çok iyi gidiyor,tünelin ucunu görebiliriyorum..bunu geçmişte bir kez yaptık,yine yapabiliriz." ve bu onu son görüşümdü..
-------"Çocukların reaksiyonları nasıldı Michael'ın ölümünden sonra?"

Nasıl olduğunu düşünebiliyorsanız öyle..Beni gördüklerinde bana doğru koştular,tutundular,ağlıyorlardı.Sonunda eve ilk ulaşanlar Jermaine,La toya ve Randy oldu..Evdeki çalışanlardan bilgi almaya çalışırlarken ben de basının bilgi sızdırmasını engellemeye çalışıyordum. Sonra çocukların babalarını görmek istediğini söylediler.Michael'ı bir odaya götürdüler.İçeri ilk ben girdim ve dostumla vedalaştım,ona sarıldım..son kez güle güle demek istedim.. 20 dakika sonra ailenin diğer üyeleri ve çocuklar girdiler odaya..80'lerden beri arkadaşımdı,hiçbir zaman benim müşterim olmadı,benim dostumdu..Daima dostumdu...
------------"Soruşturmaları yürütülen iki doktor hakkında ne biliyorsunuz?"

Yıllarca doktor Arnold Klein'a gidiyordu Michael.. Dr. Murray ile ne zaman ve nasıl tanıştılar bilemiyorum.Michael onu bana getirmişti.Çünkü AEG ile yaptığı kontratta Londra'da yanında doktor bulundurmasının şart olduğu yazıyordu.Dr. Murray'i istediğini söyledi.Onun aile doktorları olduğunu,onlarla kaldığını söyledi.Fakat çok para istiyordu doktor.. Michael'a doktora verdiğim parayla bir hastaneyi satın alabileceğimi söyledim..

-------"Dr. Murray Michael'ı canlı gören son kişi"

Evet,öyle..Hiçkimse o odada ne olduğunu bilmiyor.Toksikoloji ve otopsi sonuçlarını bekliyoruz.İlk otopsi sonuçları elimde ve okuduğum kadarıyla Michael'ın iç organları iyi durumda yani ciğerleri iyi,kalbi güçlü.. Bana kalp krizi geçirmediğini söylediler.Ölümün allerjik bir reaksiyon sonucu ya da birkaç şeyin yanlış karışımıyla geçekleşebileceğini söylediler.(kan zehirlenmesi

Michael Jackson 2001 Oxford Üniversitesinde yaptığı konuşmanın türkçe çevirisi

Teşekkürler,teşekkürler sevgili arkadaşlar,kalbimin en derininden bu kadar sevecen,bu kadar içten bir hoş geldinize teşekkür ediyorum..ve sayın Başkan, kabul etmekten şeref duyduğum nazik davetiniz için size de teşekkürler..11 yıldır bir parti lideri gibi bana “Heal the World” projesi için destek veren Shmuley’e de teşekkürümü bildirmek istiyorum.Sen ve ben “Heal the Kids”’i oluştururken çok çalıştık, kitap yazmamızın yanı sıra tüm girişimlerimizde hep yanımızda olan destekçi ve sevecen bir dosttun.Aynı zamanda Toba Friedman’a da teşekkür etmek istiyorum.

Ben Albert Einstein;rahibe Teresa,Malcolm X,Ronald Reagan gibi tanınmış simaların doldurduğu böyle bir yerde ders verme konusunda oldukça mütevaziyim..Kurbağa Kermit’in bile burada konuştuğunu duyduğumda,Kermit’in “yeşil olmak kolay değil” mesajıyla bir yakınlık hissettim,eminim o da yeşil olmayı burada konuşmaktan daha kolay bulmamıştır benim gibi...
Zannediyorum ki,bu akşam size bahsedeceklerimin listesini saymakla başlamalıyım önce..Arkadaşlar,bu salonda daha önce konuşan akademik uzmanlığa sahip konuşmacılar kadar bir şey iddia etmiyorum size.. Benim tek iddiam,birçok insanın göremeyeceği kadar çok yer ve kültür tecrübesine sahip olmamdır..İnsanın bilgisi,ilerlemesi sadece kütüphanelere,kağıt ya da mürekkebe bağlı değil..İnsan kalbiyle yazılmış,onun ruhuna işleyen bilgileri de kapsıyor..

Ve arkadaşlar,kısacık ömrümde çok sık yüz yüze geldiğim bir gerçek var; hala sadece 42 yaşımda olduğuma inanamıyorum.Bunu Shmuley’e de sık söylerim, benim ruh yaşım en azından 80’lerde... ve bu gece buraya 80’inde biri gibi yürüyerek geldim (sakat ayağını kastederek) Lütfen bu mesajıma kulak verin,çünkü size anlatacaklarım, gezegenimizi,insanlığı iyileştirip,kendine getirebilir..

Tanrı’nın lütfuyla,çok erken yaşlarda artistik ve profesyonel kabiliyetimin farkına vardım,kısmetliydim.Fakat elde ettiğim başarı sadece benim nasıl biri olduğumla eşdeğer değil,dostlarım da başarımda pay sahibi..

Bu gece buraya bir pop ikonundan çok ( ya da nasıl adlandırıyorsanız) bir jenerasyonun ikonu,çocuk olmayı fazla bilmeyen bir jenerasyonun ikonu sıfatıyla geldim..Hepimiz,çocukluğumuzun ürünleriyiz..Fakat ben ;dünyayı umursamadan gülüp oynanan,anne-baba ve akrabalarla tadını çıkaran,değerli ve harika bir çağın yokluğunu çeken,çocukluğundan mahrum kalmış bir ürünüm..Hepiniz bana Jacksons 5 döneminden beri aşinasınız, 5 yaşından beri bu grupta yer alıp şarkı söylemeye,dans etmeye başladım ve bir daha da bırakamadım.O günden bugüne kadar bende değişmeyen bir şey kaldı;Tipik küçük bir çocuk olmak istiyordum,,ağaçlara tırmanmak,içi su dolu balonlarla oynamak,arkadaşlarımdan bir şey saklamak,ya da onları kovalamak....Fakat kader beni başka türlü bir yola soktu ve tek yapabildiğim çevremdeki gülüşmelere ve oyun zamanlarına imrenerek bakmak oldu..Profesyonel yaşamımda dinlenme-erteleme yoktu..

Ünlü olduğumdan beri, şişman bir takımın içine girip kılık kıyafet değiştirerek,sakal ve gözlük takarak Güney California’nın kenar mahallelerinde kapı kapı dolaşır magazin dergisi dağıtımı yapar,günümü geçirirdim..Bu kenar mahalle evlerine ayak basmayı seviyordum,oradaki çocuklarla Monopoly oynamayı,büyük anneler gibi bakıcılık yapmayı... Birçoğunuza bunlar önemsizmiş gibi gelir,ama ben büyüleniyordum onlardan..

Çocukluğunu yaşayamayan bir ben varım diye düşünürdüm bazen, ta ki 1930-40’lı yılların ünlü çocuk sinema yıldızı Shirley Temple ile tanışana kadar..ilk tanışmamızda birbirimize baktık sadece,bir şey söyleyemedik,sonra sarıldık ve ağlamaya başladık...benimle aynı acıyı paylaşıyordu tıpkı yakın dostlarım Elizabeth Taylor ve Macaulay Culkin gibi..

Tüm bunları sizin sempatinizi kazanmak için anlatmıyorum fakat üzerinizde bir etki bırakmam ilk önemli hedefimdi.- Bugün sadece Hollywood çocuk yıldızları olmayan çocukluklarından acı çekmiyor,bu evrensel bir felaket,küresel bir facia..Çocukluk,modern zaman yaşayışının en büyük kanayan yaralarından biri..Çok çocuk yapıyoruz ama onlara istedikleri eğlenceyi veremiyor ,haklarını aramayı sağlamıyor,özürlüklerine izin vermiyor,çocuk olmanın ne demek olduğunu öğretemiyoruz..

Yaklaşık 12 yıl önce, BAD dünya turuna henüz başlamak üzereyken,küçük bir çocuk anne-babasıyla beni California’daki evimde ziyaret etti.Kanserden tükeniyordu,benim müziğimi ve beni ne kadar sevdiğini söyledi. Ailesi,bana çocuğun yaşayacak fazla zamanı kalmadığını,her gün ölmek istediğini anlattılar. Ona döndüm ve şöyle dedim; “Bak,3 ay içinde konser turumu başlatmak için senin Kansas’taki kasabana geleceğim.Senin de şova gelmeni istiyorum.Sana kliplerimden birinde giydiğim ceketimi vereceğim”. Gözleri çok bitkin bakıyordu “Bana bunu verecek misin gerçekten?” dedi..Ben de “Evet,vereceğim ama önce söz ver,şovumda bu ceketi giyeceksin.” Onun dayanmasını,kendisini bırakmamasını sağlamaya çalışıyordum.”Şovuma geldiğinde bu ceketi ve eldiveni senin üzerinde görmek istiyorum” dedim..ve ona yapay elmas taşlı eldivenlerimden birini verdim..-genellikle asla eldivenlerimi vermem-Çocuk cennette gibiydi..

Fakat belki de şimdi cennettedir..Çünkü yaşadığı kasabaya gittiğimde onun öldüğünü öğrendim.Ve ailesi onu eldivenimle beraber toprağa vermiş.Sadece 10 yaşındaydı hayranım..Tanrı şahittir ve ben de şahidim ki o yaşamak için elinden geleni yaptı.Fakat en azından ölürken sevildiğini biliyordu,sadece ailesi tarafından değil,benim tarafımdan da..ben de onu sevmiştim.Bu dünyaya yalnız gelmedi...yalnız da terk etmedi..

Bu dünyaya sevildiğinizi bilerek girerseniz,aynı şekilde bunu bilerek ayrılırsınız,bir profesör sizin notunuzu kırabilir,kırılan olmayacaksınız ,patronunuz sizi itip kakabilir,fakat ezilen olmayacaksınız.Kavgacı bir grup sizi alt edebilir,fakat yeni zaferler sizi bekler..Nasıl bunlar sizin şevkinizi kırabilir ve sizi aşağıya çekebilir?

Sevginin en değerli nesnelerisiniz..Fakat sevildiğinizi hafızanızda tutamıyorsanız,dünyanızı bir şeylerle doldurmaya mahkumsunuz.Ne kadar paraya sahip olduğunuzun ya da ne kadar ünlü olduğunuzun hiçbir önemi yok,hala boş hissedeceksiniz kendinizi.Araştırmanız gereken şey kayıtsız şartsız “sevgi”,koşulsuz teslim..

Arkadaşlar size bir resim çizmeme izin verin,Tipik bir Amerikan resmi, -20 yaş altındaki altı genç intihar edecek,12 çocuk ateşli silahlardan ölecek,1352 bebek henüz ergenlik dönemindeki genç annelerden dünyaya gelecek,399 çocuk uyuşturucu kullanmaktan yakalanacak.- Hesap edin yıl değil 1 gün sadece...Bunlar dünya tarihinin en zengin,en gelişmiş ülkelerinden birinde oluyor.

Biz kendimize şu soruyu sormuyoruz;bu kadar acı,kızgınlık,şiddet nereden geliyor?Besbelli olan bir şey var: Çocuklar ihmalkarlığa aynı gürültüyle cevap veriyor,aldırmazlığa karşı sarsılıyor ve fark edilmek için avazı çıktığı kadar ağlıyor...Amerika’da birçok çocuk koruma uzmanının söylediği gibi milyonlarca çocuk kötü muamele kurbanı...Evet umursamazlık...
Zengin,seçkin her yeri elektronik eşyalarla boğulmuş evlerde,anne-baba eve geldiğinde akılları hala ofislerinde..ve onların çocukları?Evet duygusuzca,umarsızca her şeyi yapabilirler,Tv,bilgisayar oyunları,videolar,seçenekler sonsuz...

Henüz çok küçükken hatırlıyorum,deli,ahmak bir köpek vardı adını “Kara kız” koymuştuk..Kurt-retriever kırmasıydı...Sadece bir koruma köpeği değil,korkutucu bir yanı olan ve sinirli bir köpekti.Kardeşim Janet ve ben bu köpeğe aşırı derecede sevgi gösteriyorduk,fakat asla onun güvenini kazanamadık,çünkü önceki sahibinden inanılmaz kötü muamele görmüş bir köpekti..Sahibinin onu dövdüğünü biliyorduk. Nasıl dövdüğünü bilmiyorduk ama zavallı hayvanın içindeki sevgiye cevap verme duygusu körelmiş gibiydi..

Bugün bir çok çocuk yavru hayvanları seveyim derken onların canını yakıyor,sevgi ihtiyaçlarını karşılayayım derken onların da aileleri olabileceğini hesaba katmıyorlar.Kendi planları ölçüsünde onları ailelerinden ayırıyorlar.Çocuklar kendi bağımsızlıklarını ilan etmeye çalışıyorlar.Erken yaşta evlerinden ayrılıp,ailelerini arkalarında bırakıyorlar..

Benim cennet gibi bir çocukluk geçirmediğimi duyduğunuzda belki fazla şaşırmayacaksınızdır. İlişkilerimdeki gerginliğin tek sebebi babamdır.Babam sert bir adamdır,küçükken kardeşlerimi ve beni zorla iteklerdi,en iyi dans performansını sergilememiz için..çok erken yaşlarda..

Şevkatini göstermekte çok zorlanırdı babam.Asla bana beni sevdiğini söylemedi ve asla iltifat etmedi.Eğer büyük bir şov gerçekleştirmişsem,sadece bunun iyi bir şov olduğunu söylemekle yetinirdi.Eğer ortalama bir şov sunduysam bunun berbat bir şov olduğunu söylerdi.

Çok hevesliydi...(burada duraksar,ağlamaya başlar..)...... Üzgünüm... Çok hevesliydi...... bir mendil alabilir miyim?(tekrar kendini toparlar) Çok hevesliydi,bizim ticari başarı yapmamızı istiyordu..ve maharetliden de öteydi,Menajerlik olarak bir dahiydi,kardeşlerim ve benim profesyonel başarımızı elde etmemizi sağladı.En ufak bir ölçü kaçırmadan, tüm gücünü bize kullanarak,beni bir şovmen olarak eğitti,onun gözetmenliğinde tek bir adım kaçırmıyordum..

Fakat benim gerçekte istediğim bir babaydı,bana sevgisini gösteren bir baba,babam bunu yapmadı.Gözlerimin içine baktığında dahi bana seni seviyorum demedi..Benimle hiç oyun oynamadı,omzunda taşımadı...Hatırlıyorum bir kere ama sadece bir kere 4 yaşındayken beni bir karnavala götürmüştü,küçük bir ata bindirmişti. Küçük bir jest olarak görüyorum şimdi bunu,onunsa 5 dakika sonra unutacağı bir şey belki de..

Ben de bir babayım,Bir gün çocuklarım Paris ve Prince için büyüdüklerinde beni nasıl hatırlayacaklarını düşünüyordum... Nereye gitsem onların da benimle geldiklerini hatırlamalarını isterim,onları hayatımda nasıl her şeyden önce ilk sıraya koyduğumu hatırlamalarını isterim..Onların da hayatlarında bir takım sorunlar var,Çünkü çocuklarım paparazziler tarafından sinsice izleniyorlar.Benle bir filme ya da oyun parkına gidemiyorlar..

Farzedelim ki büyüdüler ve bana gücendiler, kendi seçimlerim onların gençliğini nasıl etkiler?, Neden ortalama bir çocukluk geçiremedik yaşıtlarımız gibi diye sorabilirler mi?Bu noktada dua ediyorum ki benim çocuklarım endişelerimi boşa çıkaracak...Kendi kendilerine şunu diyecekler “ Bizim babamız yapabildiğinin en iyisini yaptı, kusursuz olamadı belki ama bize tüm sevgisini veren sıcak ve hoşgörülü biriydi”-((Paris'in 7 temmuz'daki konuşmasına ne kadar benziyor..))

Sürekli pozitif şeylere odaklanmalarını diliyorum, onlar için gönülden yaptığım fedakarlıklara...yaptığım hatalara bakıp da benden vazgeçsinler,beni eleştirsinler istemiyorum. Böyle düşünürken aslında onların beni kabaca yargılamayacaklarını,kusurlarımı bağışlayacaklarını biliyorum.Kendi babam da çocukluğumun zor yıllarını inkar etmesine rağmen beni sevdiğini biliyorum,O beni sevdi..

Beni sevdiğini gösteren ufak tefek şeyler vardı,Çocukken tatlıya aşırı düşkündüm,favori yemeğim buzlu tatlı çöreklerdi..Babam bunu bilirdi,birkaç haftada bir merdivenlerden aşağı indiğimde mutfakta bir kutu dolusu bu çöreklerden bulurdum.Sanki Noel baba gelip bırakmıştı onları..

Bu gece burada babamla ilgili hep pozitif şeyler hatırlamaya,yapmadığı şeylere odaklanmamaya,onu yargılamamaya çalışıyorum, Daha derin düşünmeye çalışıyorum,Sonuçta güneyde yetişmiş, fakir bir ailenin çocuğuydu. “Depression”-Büyük Bunalım-Ekonomik kriz döneminde doğmuştu (1929’ları kastediyor) ve onun babası çocuklarını aç bırakmamak için çok savaşmış,sonunda o ve kardeşlerini acımasızca çalıştırmaya başlamış,bu ülkenin güneyinde yaşayan her zenci çocuğun o dönemki kaderiydi..saygınlığının çalınması,ümitsiz bırakılması...babamı öyle bir dünyada başkasının emrinde çalışan biri gibi gördüm.. Oysa ben klipleri MTV’de çalınan ilk siyah sanatçıydım.Bunun ne kadar büyük bir olay olduğunu sonradan anladım. 80’lerde...

Babam Indıana’ya yerleşip,çelik fabrikasında çalışarak geniş bir aile kurdu.Ciğerleri mahveden, ruhu öldüren bir yerde aileye destek olmak için çalıştı saatlerce..Hiç birimiz merak etmiş miyizdir- Acaba bu durum onun duygularını açıklamasında zorlanmasına sebep olmuş mudur?Çocuklarına küçükken bu kadar başarılı olmaları için zorlayan birinin kalbine surlar örmüş müdür? Diye..

Ben de babamın aslında bize karşı tüm acımasızlığının altında aslında bize duyduğu sevginin olduğunu görmeye başladım. Beni iteklerdi ama sevdiği için,Bu da sevginin bir türü,çünkü çocuklarına hiç kimsenin aşağıdan bakmasını istemezdi.Şimdi zamanla,kızgınlığımın yerini günahları,hataları affetmek aldı,intikamın yerini,uzlaşma aldı..Başlangıçtaki sinirim yerini yavaşça affediciliğe bıraktı.

Kaynak;
www.mjturkfan.com

Çeviri; "cashmere"